Yolsuzluk ve Yargının Önemi

Mustafa AKIN[1]

Bu kişisel çalışmada; başlık konusunun geniş içeriği nedeniyle, öncelikle yolsuzluk üzerine kısaca değinildikten sonra, bu mücadelede görevli yargı yetkilileri hakkında etkili tasarrufta bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumu üzerinde durulacaktır.

Bugün, beklediğim saatte yine güneş doğmakta… sf32_mustafaakinBahçedeki ağaç yapraklarını dökmekte… Evren, görkemli ahengiyle kusursuz bicimde varlığını sürdürmekte… Güneş, kendisine ait yerleşik düzene göre hareket etmekte… Ay, belirlenen duraklarıyla ne güneşe yetişip onu çarpması, ne de gündüzü geçebilmesi mümkün olmakta… Akıp giden evrendeki her şey, tam bir adalet üzere yerli yerinde…  İnsanlık, varlığından itibaren bu görkemli ahenge uyum sağladığı oranda yaklaştığı mutluluğun peşinde… Her şeyin olduğu gibi mutluluğun da temeli olan adalet ise, ancak gerçeklerden hareketle mümkün bulunmakta…

İşte, Dünyanın ve Ülkemizin gerçeklerinden birisi de yolsuzluktur. Yolsuzluklar ahlak temelinden yoksunluğun sonucudur. Geçtiğimiz yıllarda kimi bankacılar, bankalarına emanet olarak yatırılan mevduatı iç etmek suretiyle -hortumlayarak- milyarlarca dolar halkımıza zarar verdiler. Bu durum, onların ihtiyaçlarından değil, bilakis, açgözlülük ve fazla kazanma hırsından kaynaklanmaktaydı. Bugünlerde, bankacılık sistemi merkezli büyük küresel ekonomik krizin önemli sebeplerinden biri de, Amerikan bankacılarının  yine açgözlülüğü ve aşırı kazanma hırsı olmuştur. Banka yöneticileri, bankalarını batırırken milyonlarca dolar jestiyon kullanmışlardır. Her biri, varlıklı ve eğitimli olan bu insanlar ne yazık ki, dünya ekonomisini büyük bir felaketin eşiğine getirdiler. Oysa; görevini kendi çıkarı doğrultusunda kullanmama ve başkasının malına göz dikmeme en temel evrensel ahlak kuralıdır.sf30_mustafaakin

Ahlaki Yoksunluk, Yolsuzluk ve Yoksulluk

Ahlak temelinden yoksunluğun eseri olan yolsuzluk beraberinde yoksulluğu getirmiştir. Bu şekilde oluşan yoksulluk, sosyal barışı tehdit eden gelir dağılımındaki adaletsizliği  derinleştirmiştir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda kendisini gösteren bozulma ve ahlaki çöküntü sonucu ortaya çıkan yolsuzluk, vatandaşların ‘yapanın yanına kar” kaldığı inancıyla Devlete, hukuka ve siyaset kurumuna olan güven duygusunu zedelemiştir. Halk soyulurken, yargının ve devletin zaaf içinde olduğu gibi bir düşünce bir devlete yapılacak en büyük kötülüktür. Hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik hukuk düzeninde halkı soyma hakkı söz konusu değildir. Devlet güçlü, yargı itibarlı ve halk barış içinde olmalıdır. Bu nedenle, genel anlamda Devlete olan güven duygusunu zaafa uğratan yolsuzluklara karşı etkin bir mücadelenin yapılması gerekir.                                                                           .

Yolsuzlukla ilgili olarak Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler nezdinde yapılan çalışmalarda, bu kriminolojik ve sosyolojik olayın, basit bir rüşvet ya da haksız çıkar sağlamanın ötesinde, demokratik rejimleri tehdit eden, gelir dağılımını bozan, ahlaki yapıyı çökerten ve ekonomik düzeni kökten sarsan bir olgu olduğu kabul edilmiştir.                                                              .

Yolsuzluk sorunu sadece cezai yaptırımlarla çözülemeyeceğinden, konunun siyasi, sosyal ve ekonomik boyutlarının da göz önünde bulundurulması ve yolsuzlukla mücadelenin, tüm toplumsal kesimleri de içerecek biçimde yapılması gerekir. Yolsuzlukla mücadelede, Devletin işlem ve faaliyetlerinde şeffaflığın sağlanması çok önemliyse de, cezai önlemlerin yanı sıra, özel hukuk ve idare hukuku alanlarında da kimi önlemlerin alınması gerekmektedir.

Yolsuzluk suçlarının küresel nitelik taşıması nedeniyle, bu tür suçlarla mücadelede, uluslararası işbirliği ve hukuksal yardımın sağlıklı ve hızlı biçimde işletilmesi gerekmektedir. Çağımızda her gün daha da artan küresel insan ilişkileri, suç ve suçlularla mücadelede  küresel düşünmeyi zorunlu kıldığından ülkeler, yapacakları anlaşmalarla yardımlaşma ve dayanışma içinde olunmalıdır.
Yolsuzlukla mücadelede suçların soruşturulması ve kovuşturulması kolay olmadığından, delillere ulaşmada birçok güçlüklerle karşılaşılması nedeniyle, kimi düzenlemeler yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu amaçla,  çeşitli değişiklik ve yenilikler getiren “Türk Ceza Kanunu”, “Ceza Muhakemesi Kanunu” “Kabahatler Kanunu” “Bankacılık Kanunu” gibi kanunlar yürürlüğe girmiş olsa da yeterli değildir. Kimi yolsuzluk dosyalarının zamanaşımından ortadan kaldırılmasının önüne geçecek yargılamanın hızlandırılması ve hak edenlere etkin cezaların verilmesi yolunda kamuoyunun duyarlılığını önemseyen düzenlemeler yapılmalıdır.

Yolsuzlukla mücadeleyi yapacak personel, nitelikli ve etkin hale getirilmelidir. Yolsuzluğun parçası olanlara ve/veya olabileceklere bu mücadelede asla yer verilmemelidir. Yolsuzluğun parçası olanlar yolsuzluk yapanlarla asla mücadele edemezler. Geçmişlerinde yolsuzluğa bulaşmamış ve aynı zamanda konusunda uzmanlaşmış personelin atanması yoluna gidilmelidir. En önemlisi, yolsuzlukla mücadele edecek yargı görevlilerinin, yalnızca dosya gerçeklerinden hareketle görevini yapan, işinin ehli, samimi, kararlı, cesaretli, adalet yerini bulsun da isterse kıyamet kopsun” anlayışıyla ve hızlı hareket etmeleri gerekmektedir. Ancak, ağır sorumluluk altında ve fiziki bakımdan yetersiz koşullarda yargı yetkisini kullanan hâkimin de, çok iyi yetiştirilmesi ve herhangi bir sıkıntı ve üzüntüsünün bulunmaması, yani iç huzura sahip olmasının gerektirdiği ortam da sağlanmalıdır.

İşte bu noktada; yargının bağımsızlığı, hâkim teminatı ile yolsuzlukla mücadelede yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında, onların özlük hakları, atamaları ve disiplin gibi konularda tasarruf yetkisi bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı ve işleyişi  önem kazanmaktadır.

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Açısından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Çağımızda yargının bağımsızlığı o denli önem kazanmıştır ki, ulusların Anayasalarının yanında, birçok uluslararası metinlerde de yargı bağımsızlığına yer verilmiştir. Anayasa’nın 138.maddesinde, “Mahkemelerin bağımsızlığı”, 139.maddesinde, “hâkimlik ve savcılık teminatı” yer almaktadır. Yargının bağımsızlığı ve yargıcın teminatına verilen önem nedeniyle  birçok uluslararası metinde, bunlar yargıcın ve yargının nitelikleri olarak değil, kişilerin hakkı olarak düzenlenmiştir. Örneğin, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin 10.maddesinde, “herkes, haklarının, borçlarının veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikte, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından….görülmesi hakkına sahiptir.”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesin-de, “Her şahıs…yasal, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının mâkul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir.” denilerek mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olması öngörülmüştür.  Yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı kavramları, yargıya diğer erkler karşısında üstünlük sağlamak amacıyla değil, hak ve özgürlüklerin güvencesi olan yargılama işlevinin etkin biçimde yerine getirilebilmesi için hâkime, onu iç ve dış etkilerden koruyacak bir statü sağlamak amacına yöneliktir.                .

Ne var ki, bu emredici kurallara karşın, Ülkemizde yargının bağımsızlığı ve hâkimin teminatını zedeleyen oluşumlar bulunmaktadır. Bunların başında, Hâkimlerin özlük haklarıyla ilgili tüm kararları almaya yetkili kılınan ve kararları  yargı denetimi dışında bırakılan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumu gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa BUMİN, Mahkemenin 42. yılı açılışında belirttiği gibi;

  • Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, Yargıtay ve Danıştay Üyeliklerine seçme dahil olmak üzere, hâkim ve savcıların tüm özlük hakları hakkında idari davaya da konu olamayacak nitelikte kesin kararlar veren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yeniden oluşturulduğu 1981 yılından bugüne kadar kendisinden beklenen düzeyde hizmetler verememiştir.
  • Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarının idari dava konusu yapılamaması, bu kararlar alınırken daha rahat hareket edilmesini sağlamış, yedek üyelerin de katılımıyla toplanan itirazları inceleme kurulunun itirazlar üzerine verdiği kararlarda istenilen seviyede düzeltmeler yapılamamıştır.
  • Son on yılı aşan süreç içinde, tüm Yüksek Mahkeme Başkanları tarafından, Kuruluş Yıldönümü konuşmalarında eleştiri konusu yapılmasına ve yeni oluşumlar için model önerilmesine rağmen, bugüne kadar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumu değiştirilmemiştir.
  • Yargıtay ve Danıştay’da Daire Başkanlığı yada başka türlü beklentileri olanların, uzun süre kurumlarından ayrı kalmaları kendi gelecekleri için önemli sakıncalar yaratacağından, mesleklerinde başarılı olan ve temsil kabiliyeti bulunan üyeler, Kurul üyeliğine aday olmaktan çekinmekte, aday olup seçilenler de, gelecekteki beklentileri nedeniyle seçimde tarafsız davranamamaktadırlar.
  • Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yaptığı işlerden en çok eleştiri toplayanı da, Yargıtay ve Danıştay Üyeliklerine seçim kararlarıdır. Yüksek Mahkemelere üye seçiminin, objektif ve genel değerlendirme esaslarına göre yapılamadığı, kimi yakınlıklar ve durumlar nedeniyle tarafsız davranılamadığı kanaati yaygındır.
  • Kurulun aldığı tüm kararlar çok önemli olmakla birlikte, bunlardan birisi vardır ki, yeniden inceleme yoluyla Kurul, ya da itiraz üzerine İtirazları İnceleme Kurulu tarafından düzeltilmesi mümkün değildir. Bu, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine seçim kararıdır.
  • Yargıtay ve Danıştay’a üye seçimine ilişkin kararlarda, Kurulların yaptıkları değerlen-dirmelerin  objektif  olamamasının  nedeninin,   başta kurul üyelerinin kurumlarındaki gelecek beklentileri olmak üzere, birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla olan yakın ilişkilerin-den kaynaklandığı bilinmektedir.
  • Açıklanan nedenlerle, Yargıtay ve Danıştay’a Üye seçiminin, genel ve objektif değerlendirme esaslarına göre yapılmasını sağlayacak yasal önlemler gecikmeksizin alınmalıdır.

Yukarıda geçen değerlendirme ve önerilerin üzerinden altı yıl geçmesine rağmen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumunda en ufak bir değişiklik olması bir yana, bizzat Yüksek Kurul’un eylem ve söylemleriyle yargı, tarihinde olmadığı kadar yıpratılmış ve kamuoyu huzurunda talihsiz tartışmalar yaşanmıştır.

Bir Kurul üyesinin basın toplantısı düzenleyerek yürümekte olan yargılama hakkında “ortada bir terör örgütü yoktur.” “hukuku ihlalse ihlal” gibi sözleri açıkça o davanın hâkim ve savcılarına telkin içerdiği gibi tüm hâkim ve savcılara da gözdağı niteliğindedir. Yargı bağımsızlığını derinden etkileyecek açık bir baskıdır. Kurul ve yüksek yargının bu ve bunun gibi eylem ve söylemleri karşısında, yargı bağımsızlığı derin yaralar almıştır.

Kanununda sayılan idari görevlerinin dışında yargı yetki ve görevi bulunmadığı halde, mahkemelerin, cumhuriyet savcılarının veya hâkimlerin yargılama faaliyetleri ile ilgili işlemlerinde karar alma, kanun yararına bozma talep etme ve ek taslak hazırlayarak kurul gündemine alma gibi konulardaki tutumları Anayasanın 138, 139,140,159’uncu maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. Böylece,  Anayasa’yı çiğneyerek tarafsızlığını yitiren Kurul daha da tartışmalı hale getirilmiştir.

Yargıtay Üyesi Nihat ÖMEROĞLU tarafından son adli yıl öncesi yayınladığı makalesinde; Danıştay ve Yargıtay üyelerinin Kurul tarafından seçilmesi ve Kurul üyelerinin de, seçilen bu üyeler tarafından seçilmesi nedeniyle bir bakıma   “seç beni  / seçeyim seni” ilişkisinin doğurduğu  “kast sistemi” şeklinde vasıflandırılan Kurul’un, oluşan çağdışı hantal yapısından kurtarılarak, eleştiriler de dikkate alınmak suretiyle daha çağdaş, demokratik, şeffat ve hesap verebilir hale getirilmesi için yapılacak yasal ve anayasal düzenlemelerin, devletimizin gücü, yargının itibarı, zaafa uğrayan hâkimlik teminatının sağlanması, halkımızın adalete olan inancının güçlenmesi ve huzuru bakımından “acil önem” taşımaktadır.

Yargı Reformu Kanun Taslağında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Yukarıda belirtildiği gibi; yoksulluğun en önemli sebebi yolsuzluktur. Yolsuzlukla mücadelede görevli yargı yetkilileri üzerinde etkili tasarrufa sahip Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısına ilişkin düzenlemelere, Ağustos 2009’da Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanıp  Bakanlar Kuruluna sunulan Yargı Reformu Kanun Taslağında Yargı Bağımsızlığının Güçlendirilmesi başlığı altında yer verilmesi çok olumlu ve sevindirici bir gelişmedir.

Taslağa göre; Kurul’un objektiflik, tarafsızlık ve şeffaflık temelinde, uluslararası belgeler ışığında geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması, kararlarına karşı etkili bir itiraz sisteminin getirilmesi ve yargı yolunun açılması hedefleniyor. Anayasa değişikliği ile Kurul’un geniş tabanlı temsil esasına dayalı bir yapıya kavuşturulmasına paralel olarak, sekreterya hizmetleri Kurul bünyesinde yeniden yapılandırılacak. Bunun yanı sıra Kurul’un çalışmalarını daha uygun şartlarda gerçekleştirmesi amacıyla, müstakil fiziki mekan oluşturulacak, idari ve mali özerkliği sağlanacak. Denetim sistemi, Kurul’un yeniden yapılandırılmasına paralel olarak iddia ve karar makamlarının tek elde birleşmesini engelleyecek şekilde, Kurul bünyesinde yeniden yapılandırılacak. Kurul’un yeniden yapılandırılması ve istinaf kanun yolunun faaliyete geçirilmesi ile birlikte not sistemi dahil olmak üzere terfi sistemi yeniden değerlendirilecek. Terfi sistemi, hakim ve savcının çalışması, etik kurallara bağlılığı, kanun yolundan geçen veya geçmeyen tüm kararların dikkate alındığı performans esaslı olacak şekilde planlanacak. ‘Yargısal Etik ve Davranış İlkeleri‘ni içeren bir belge oluşturulacak ve bu konuda yargı mensupları ve çalışanlarına eğitim verilecek. Yargı tarafsızlığı konusunda medya mensuplarının bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacına yönelik faaliyetler yapılacak. Kamu yönetiminde geçerli ‘saydamlık’ ilkesi gereği, hakim ve savcılara verilen disiplin cezalarına ilişkin kararların, kişisel verilerin korunması ilkesi gözetilerek yayınlanması yönünde düzenleme yapılacak. Verilen disiplin cezalarının bütün yargı mensuplarına örnek teşkil etmesi suretiyle yargının tarafsızlığına ve yolsuzlukla mücadeleye katkı yapılmış, aynı zamanda Kurul’un kararlarında şeffaflık sağlanmış olacak.

Bir ülkede; hâkim, savcı ve Yargıtay üyesi gibi yargı mensuplarının ve mahkemeler, Yargıtay ve Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yargı kurumlarının bulunması o ülkede adaletin var olduğu anlamına gelmez. Ancak, bu durum  görevlilere “adil olma” fırsatı sunar. Görevliler, hukuk alanında çağın gerisinde kalınmaması için yapılacak düzenlemelerde; her türlü duygu-sallıktan kendilerini arındırmalı ve hukukun gelişmesi yolundaki çabaları engellememelidir. Kurul’a ilişkin çağı yakalamak ve adalet içindeki adaletsiz sistemi gidermeyi amaçlayan anayasal ve yasal değişikliklerin önünü kesici girişimler, bugüne kadar Ülkemize yarar sağlamadığı gibi, bundan sonra da sağlamayacağı kuşkusuzdur.


[1] Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Üyesi

Hâkim,  İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı (E)

Popularity: 28%

© 2009 İŞ'TE ÇALIŞANLAR. All rights reserved.
Proudly designed by Theme Junkie.